top.lu.top.lu.luk.kol.laj, one channel loop, 07:38 min, installation sound, 2021

Tüm merkeziyetçi düşüncelerin dışında, dünyanın çeşitli yerel kültürleri kendi çevreleriyle, insanlarla ve insan olmayanlarla kendi içsel saikleri ve hisleri aracılığıyla iletişime girerler. Görsel enformasyona ve aklın tutucu modellerine bağımlı hale gelen Batı kültürünün aksine, dillerinde sesin tonalitelerini, müziği kullanan yerel toplumlar ikili (dualist) sistemlerden uzak durmuşlardır. Batı’nın dillerinin katı sınırlarından ayrılarak, ses, yerli toplumlarda diyalektikten uzak ve mobilize (akışkan, genişleyen ve hür) bir dinamikte işlemektedir. Bu demek değildir ki muhtelif seslerle dolu ilk(s)el diller Batı dillerinin aksine bir yönde aks etmektedir.


Batı temelli ataerkil idealar ses kuramında sessel (sonik) naturalizmi yapılandırmaya ‘kusursuz’ bir şekilde ilerletme gayretinde olmuştur. Özne-nesne ilişkisinin bilimsel ve sessel bilgi üretimleri için ise karşılaştırılabilir nitelikte çıkarımları vardır. İster doğa sesleri, ister sesin natüralize edilmiş nosyonları veya sesin doğası üzerine konuşuyor olalım, sessel (sonik) natüralizm Batı biliminin ve felsefesinin istikrarlı ikirciklikleri üzerine kurulu ses dalgalarının üretiminde son derece keskin hatlarla belirlenen geleneksel özne-nesne karşıtlığı tarafından yayılır. Bunlar kültür-doğa, özne-nesne, zihin-madde ayrımları temellerinde belirlenir ve ikame ettirilir.


Sese hak ettiği asıl değeri verme çabasıyla, potansiyellerini ve kuvvetini keşfederek metin-ses sanatını (sound-text art) ve ses kolajlarını ele almak burada anlamlı olacaktır. Bu sanat yapma biçimleri burada bahsedeceğimiz üzere sesi anlamak için bir aracı ve yol olacaktır. Bunun da ilerisinde ses kolajı ve metin-ses sanatı, sesin ve akustik ekolojinin ne olduğunu anlamak ve etik – süreç – ses arasında bağ kuran (sanatsal) eylemler olmaları bakımından önem kazanır. Her iki sanat yapma biçimi de süreçlere ve karşılaşılan melez birlikteliklere, dilden uzak, yeni ve unutulmuş kavrayışlara kapı aralar.


Çevremizdeki ‘kötü’ olarak belirlenenler ve onların gürültüleri biyolojik determinizmin çıkarsamaları olurken, kendisinin yarattığı baskıcılıkla berrak, kusursuz, son derece sade ve tek kaynaktan anlaşılır olması için yayılan ses sınırlı algılamaya sebebiyet verir. Böylece doğayı basitleştirmenin en büyük etkeni olarak merkeze oturmaya kalkışır.
Bu noktada genişleyen sosyal fenomenler arasında karşılaşmalarla dünyayı daha iyi yaşama olanakları sağlayacak bir teori olarak “akustik ekoloji” kavramını önerebiliriz. Akustikte sesin yayılımını, farklı dalgaların birbiriyle girift yapılar ve ilişkiler oluşturmasını, türlerin iletişimini üretken ağlarla ve hiç sonlanmayan süreçlerle ikame ettirmek sesin asıl değerini bize deneyimletebilir. Merak ve anlama istenci ile ötekinin sesini duyma ya çalışmak bizi edilgen-tutucu yapılardan kurtaracağı gibi tahmin edilemez birleşmelerle de süreçsel deneyimler doğuracaktır. Sonuçta türler arası birliktelikler çerçevesinde, alternatif değişim yapıları, üretim biçimlerimizdeki mübadeleler ve post-prodüksiyon süreçleriyle, ses yapmak ve dinlemek gibi yeni bir takım kültürler ediniriz.


İdame ettireceğimiz bu anlayışlar akustik ekolojinin hayat ve merak dolu noktalarında bize bir takım imkanlar ve anlayış perspektifleri sunacaktır. Doğa ve kültürün örtüşen ilişkileri ile yeni teoriler ve akustik ekolojiyle birbirimizi tanıma yolunda insan ve doğa katmanlarının karmaşık birliktelikleri bize yeni gerçeklikler yaratırken rehberlik edecektir.
Akustik ekoloji, insanı odak noktasından alarak doğanın temsilcisiymiş gibi davranmasının son bulmasında önemli rol oynar. Öteki tarafından ele geçirilmek, anlamak, birtakım maddi şeyleri hayatta tutmak ve ortaklıklar için uğraşmak, sesi odağımıza alırken gerçekleştirebileceğimiz eylemler oluverir. Süregelen olaylardan anları yakalamak, gelişen tüm teknolojik araçlarla karışımlar ve kavramsal bağlantılar kurmak, uyarlamalarla birleşmeler meydana getirmek uygulanabilecek iyi hamleler olacaktır. Çakışmalarla, sarmallarla ve sıralamalarla yeni zamansallıklar, hibrit karışımlar yakalamamız teknolojinin de eşitlikçi kullanımlarıyla mümkün hale gelir.


Gerçekliği kavrarken duymak, kökleşmiş ve ilksel/temel bir duyudur. Batı görmeyi diğer duyuların önünde daha merkezi bir noktaya yerleştirirken güdümlü teknolojilerle dünyayı algılamak ve onu anlam çerçevelerimiz içerisinde kavramak son derece sınırlı hale gelir. Duyularla birlikte, idrakın temel yöntemlerinden biri olarak vizyona odaklanmak göze görüneni görünmeyen üzerinde teşvik edici kılar. Dolayısıyla eksik olarak algılayacağımız varoluşun diğer birçok kapsamı ve sayısız asli türevlerinin üzeri örtülür, gözden kaçırılır.
Objenin dilini sınırlayarak hatta onu terk ederek, kişi, insan ve insan olmayan bir aradalıklar ile senkronize hale gelir. Bu da sesin yaratımı ve deneyimlenmesi yoluyla olacaktır. Ses ile gerçekleşen bu türden iletişim kanalları ve çeşitli metotlar insan-olmayan varlıklar ile insan arasındaki simetrik ilişkileri tayin eder, her birini eşdeğer konumlara yerleştirme kuvvetine sahip hale getirir. Ses tamamen fiziksel bir süreçtir. Hiyerarşik bir yapı içinde vuku bulmaması ile birlikte akustik içerisinde yayılımı heterojen ve etkileşimli olacaktır. Tabi ses dilden kurtarıldığı ölçüde hedefe yönelik değil, kendi asli yapısı bakımından süreçler arasında iletimi esas olacaktır.


Çeşitli türlerin sesleri, çevresel-akustik sesler, elektronik-mekanik sesler ve hareketlerin sesleri, sesin türevleri olarak insan ve insan-olmayan varlıkların katkılarını gün yüzüne çıkarır. Bu duyma deneyimi de sesin farklı süreçlerine kulak kesilmemizi sağlarken onun ne olduğu hakkında daha samimi anlayışlar geliştirmemize yardımcı olacaktır.
Peki estetik praksis olarak (estetik bir kaygı ve pratikle) dinlemek bize toplum olarak görsel dünyanın üretiminde ve etkileşiminde nasıl meydan okur veya cesaretlendirir? Dinlemenin bizim ne gördüğümüzün bağlamını genişleten ve meydan okuyan bir niteliği olacaktır elbet. Gürültüleri dinlemek, oluşum ve iletim süreçlerine odağımızı kaydırarak evvelden tahayyül edemediğimiz türden bilgileri, bir aradalıkları keşfetme olanağımız doğacaktır.
Antroposen’de (1) dünyayı algılamak sessel (sonik) sınıflandırmalarla nasıl mümkün olur?Bu faaliyet ses, sessizlik, uyum-suzluk, rezonans – dissonans ile psikoakustik alanda nasıl mümkün olabilir?

Dinleme pratikleriyle birlikte varlıklar ve türler arasında hikayeler örüntülemek, kurmak ve sürdürülebilir ilişkiler geliştirmek seste ve gürültüde, akustik-ekolojik süreçlerin dolayımında nasıl gerçekleştirilebilir?

Yaşam içerisinde teknoloji vasıtasıyla analog veya dijital yaratılarımız insan türü olarak doğa ile kurduğumuz karmaşık/dolaşık ilişkimize dair kuvvetli ve denk anlayışlar yaratmamıza olanak sağlar. Hiçbir zaman bizden ayrılmayan ve sürekli içinde yaşadığımız (ve içimizde yaşayan) ses ise enerjinin, yaşamın ve kurduğumuz her türden ilişkinin sembolik örtüşümleri haline gelir. Peki, karmaşık süreçselliklerde beliren, algıyla farklı manalara bürünme eğiliminde olan, akustik alanlarda yayılan gürültüyü ne olarak ele alacağız?

Akustik çevremizde duymadığımız, duyamadığımız, dikkate almadığımız insan ve insan olmayan türlerin, objelerin ve gerçekleşen olayların sesleri her zaman mevcuttur. Bu mevcudiyetin içine uygarlık geliştikçe yeni “gürültüler” girmeye devam edecektir. “Ses kirliliği” ve gürültü dünya var oldukça susmamaya devam edecektir. Doğanın ilksel, bilinen ve bilinmeyen seslerinden otobanların, havaalanlarının, şehir caddelerinin, fabrikaların baskıcı sesleri üzerine akustiğin ve gürültünün ne olduğunu düşünürken geçmiş, günümüz ve geleceği hayal etme girişimlerimiz akustik ekolojik dolayımlarla nasıl şekillenmektedir? Sese kulak tıkayan, tanınmadık duyumlara yer bırakmayan Batı’nın aksine gürültünün doğasını ve sesi dilsel yapılardan, anlam içine oturtma takıntısından kurtararak (sesin) kaynağına eğilim göstermek bize nasıl bir anlayış kazandırır?

Gürültü her nasılsa odaklanmakla daha da belirgin hale gelen bir fark etmeninin içerisinde kalmıştır. Oysa biz nereye odaklanırsak gürültünün o akustikte hemen meydana gelme olasılığı daha yüksektir. Odak gürültünün eş anlamlısı değildir. Örneğin, Alzheimer hastası olanlar sesleri birbirinden ayırt etmekte zorlanabilirler. Bir çoğumuz herhangi bir [ses] kaynağ(ın)a odaklandığımız vakit zihnimizin diğer sesleri ekarte etmek istediğini deneyimleyebiliriz. Beyin anında bir fark unsuru yaratmaya eğilim gösterir. (2) Dikkat arka plandaki sesleri kısmak ve asıl önceliklendirdiğimiz sesi duymamız için bize yardım etme eğiliminde olabilir. Yani dikkatin indirgeyici kullanım şekli gürültüyü rahatsız edici ses kaynağı olarak kategorilememizi sağlar.

Gürültüyü istenmeyen ses kaynağı algısından azade etmek için eylemi ve süreci ele alabiliriz. Eylemlilikle ve katılımla hiyerarşik olmayan bağlar kurarak sesi nasıl algılayacağımız üzerine çalışabiliriz. Bu çaba meraktan doğacak olan ‘Öteki’ seslere kapı açma istencini süreçler üzerinden kuvvetlendirerek dünyayı anlamamıza yardımcı olur. Böylece yapıcı bir yolda merakla oyunun içerisinde kendimizi girift bağlarla konumlandırmayı öne çıkarırız. Dünyanın seslerle ve gürültülerle dolu olması bizler için bir problem olmalı mı? Aslında dünya tam da bu şekilde olmamalı mı? Dünyayı çok gürültülü olarak tanımlamak iyi bir şey değil mi? Doğa sessiz sedasız kendi yerinde duran bir şey olarak mı anlamak zorundayız? Sistemler ve makineler çok ses çıkardıkları için onları kötü, gürültülü veya şeytansı olarak mı görüyoruz? Gürültü sürekli bize rahatsız edici ve monoton geldiği için mi hep aynı ve tahripkar geliyor? (3) Gürültüsüz bir dünyada ses otoritenin aygıtı olmaktan başka ne işe yarayacak olabilir ki?

Gürültü ve ses üzerine düşünürken burada şiir, metin-ses ve ses-kolajların birbirleriyle oluşan döngüsüyle: mevcut türlerin çeşitliliğine, aradalıklara, nesnenin, dünyanın, aklın ve bedenin hiç durmayan seslerine, geri plana itilmiş çeşitliliklere, ses ve süreçlere, yoldaş türlere, (4) ötekine duyulan ilgiye odaklanıyorum.

Kelimeyi söz diziminden kurtarmak, bunu da tekrarlanan sözler, tekerlemelerle kurulan syntax’tan ziyade sese yapılan vurgularla idame ettirmek anlamlı olur. Bu yüzden bu gibi yeni metodolojilerle eyleme geçmek en önemli kısım haline gelir.
Seste özne-nesne ilişkilerine aracılık eden “yankı” (echo) figürünü maddi-semiyotik bir unsur olarak önermek de bunlardan biri sayılabilir. Maddi-semiyotik eleştiriler, anlamlar ve bilgi nesneleri arasındaki ayrılmaz bağlantıyı ve birlikte yapılandırmayı; bunun süreçlerini vurgulayabilir.
(Bu terim, ‘bilgi nesnesini, bu tür nesnelerin doğrudan mevcudiyeti veya aynı şey olarak, onların nihai veya benzersiz belirlemelerini hiçbir zaman ima etmeden, bedensel üretim aygıtının aktif, anlam üreten bir parçası olarak tasvir etmeyi amaçlamaktadır. Belirli bir tarihsel kavşakta nesnel bilgi olarak sayılabilir.)

Sessel (sonik) natüralizmin karşısına koyabileceğimiz, konumlu bilgileri seslendirmeyle bir metodoloji geliştirebilir miyiz? Cinsiyetlendirilmiş özne-nesne ilişkisini ses bilgisi üretiminin alanı olarak ele alan konumlu epistemolojiler, bilginin nasıl üretildiğine daha dikkat ederek sesin yaratımı ve varlıklar arası ilişkisel bağları öğrenmemizi sağlayabilir. (5) (konumlu epistemolojiye dipnot düş açıkla). Bu eleştirel ve düşünümsel bir ilişki içerisinde olabileceğimiz bir dünyanın gayretini simgeler. Vizyonu ve görmeyi, tanrısal ve hümanist bakışı bilgi üretiminin temel yapı taşı olarak ele alan Batının karşısına da türler arası varlıkların seslerini düşünmek ve eylemle çıkar. Böyle bir bilgi üretimi konumlu, farklılık ve merak dolu bir pratiğe sahip olmamıza yardımcı olacaktır. Sesin ürettiği başkalıkları indirgeyen mantığı ortaklıklarla, karşılıklı ilgiyle eleyebiliriz. Var olan farklılıkları kabul ederek ve buna karşı tüm sorunlu asimilasyonların hangi noktalarda gerçekleştiğini tespit ederek müşterek birleşimlerin efektlerini yüzeye çıkartabiliriz.

Peki, geleneksel ses üzerine düşüncede bir rahatsızlık yaratabilen (bunu karşı ve hakim yapılarda bir gürültü olarak anlayabiliriz) türsel figürler aracılığıyla sesle dünyadaki farklılıkların nasıl yaratıldığına daha fazla kafa yoran, sorumlu bir metodoloji geliştirebilir miyiz? Bu metodolojileri fiziksel-materyal düzeyde, sesin yankılarında (eko) kırılmalar ve yansımalarla (sounding situated knowledges essay kaynak göster) süreçsel sonik deneyimler olarak nasıl düşünürüz?
—-
Ses modellerinden ne kadar soyutlanırsa, o kadar az mimetik, betimleyici veya aldatıcı hale gelir ve o kadar somut, doğru vasıflar kazanır. Bu durumu belki de queer bir soyutlama olarak kavrayabiliriz. Buradaki soyutluk apaçık, ilk bakışta somut varlığını vurgulamaktan öte, girift yollardan geçen daha detaylı bakmaya bizi iten, kabullenici ve merak dolu bir arayış içinde dilin, mekanın, seslerin, olayların, yapay hegemonik ardıllığına çelme takan bir hamlede bulunmak adına işlerlik kazanabilir.
Gerçeklik fikrinin onun bir temsiline indirgenmesine karşı koymak için felsefi bir eylemlilik olarak sesin gerekliliğini burada ortaya koymak elzemdir.
Sesin doğasını kavramak için temsiliyetçi olmayan bir teori nasıl geliştirebiliriz? Burada asıl amaç sesin bir belirleyici madde akışı olarak maddi, gerçekçi bir açıklamasını ortaya koymak olacaktır.
Nesnelerin ontolojisine erişebildiği varsayılan rasyonel öznenin gerçekliği, eşit ve karmaşık ilişkisel bağlarla kendi gerçekliğini ikame ettiren ötekinin dünyasına ve onun üretebildiği bilgilere nazaran tek merkezli olacaktır. Sayısız cisimleşmiş karşılaşmalarla ve olası dünyalarla bu Batılı öznenin gözlerini açmak kayda değer bir çaba olacaktır.
Müştereklerin sıradışı doğasını azad etmek ancak sömürgeleştiren edimlerden çıkmak yoluyla birey(sellik) ve akraba örüntüleri oluşturarak gerçekleşebilir. Doğal kültürel çeşitlilik daha kuvvetli ağ örgüleri kurmaya muktedirdir. Yakınlıklar, akrabalıklar, yerel ilişkiler kurmak bireyler arası ve türler arası bağlar kurmak ve ayakta tutmak için ciddi bir faaliyet olacaktır. Gürültünün sıradışılığını kucaklayarak ve yaratıcı süreçlerimize katarak sıradışı saydıklarımızın gürültülerini anlama çabasına, deneyim süreçlerine girdikçe sürdürebileceğiz. Gürültünün her bir parçası tam da kendisini sıradışı olarak algıladığımız takdirde sıradışını kucaklamak için hayati önemde olacaktır. Ses yayıldıkça, diğer seslerle iç içe girdikçe alelade ve ortak kimyasal tepkimelere, ilgiyle beslenen birlikteliklere açık hale geleceğiz.
Gürültülere ve çok sesliliğe odaklanabilen insan, ses ile olan ilksel (ilkseli burada, aynı zamanda, antik çağların yerel halklarının doğa ile daha dolaysız ilişkilerini de unutmayarak) bağlarını, modern çağın kendisinin çoktan elinden yitirdiği özünü tekrardan kavrayabilme macerası için yollara düşerek merkezi konumdan ayrılan, zengin yerellikler kuran yaratısal süreçlerde ilerler. (Hayatın içinde yolda olmak yaşanmışlığın, yapıtın, eylemenin, eyleyerek var olmanın ta kendisi değil midir her zaman). Olayları ve süreçleri yaşamaktan başka bu dünyada yapılacak pek az şey vardır. İnsan deneyiminde somut ve sabit olana ulaşma çabası, aynı zamanda algıda ilkel ve eşzamanlı olanın da keşfi olacaktır.

Burada icra edilen (sanat) dilin buyruğundan kurtulan ortak sesleri, ötekinin sesini anlamak için eyleme geçmiş soyut niteliklerle ortaklık eden somut bir eylemliliktir. Ses heceleri, fonemler, harfler, sözcük öbekleri, kelimelerle birlikte yaratılan fonetik şiirlerle birlikte, dilden kopuşu, sesi, anlamı ve iletişimi özgür kılma çabasına gireriz. Belki de sözün en gizli ve merkezi alaşımına dönmek için çabalamalıyız. Unutulan bu noktaya geri dönüşte şiirin nihai noktasında kalabilmek için son hamle anlam yüklü kelime parçacığını de terk etmek olacaktır.

Metin-ses sanatının kökleri muhtemelen ibadet törenleri için geliştirilmiş ilkel ilahilere kadar uzanır. Bu geleneğin bir uzantısı, aynı kelimelerin sürekli tekrarlandığı melodik olmayan sessel dini hitabetlerdir. Görsel Sanatlarda, metin-ses çalışması, soyutlamanın veya temsili olmayan sanatın gelişimine kadar dayanır.
Şiirsel yapıyla şekillenen metin-ses çalışmaları müzikten ziyade işitsel çalışmaları odak noktasına alan bir sanat yapma biçimidir. Bu çalışmaların temel yaratım malzemesi ve ele aldığı kaynak “sözlerdir” (ingilizce vocable olarak belirtebileceğimiz ve türkçeye sözcük; konuşulabilen olarak çevirebilsek de tam kelime karşılığı olmayan, “Bir anlam birimi olarak değil, yalnızca bir ses veya harf dizisi olarak kabul edilen bir kelime” olarak ele alabiliriz). (6)
Metin-ses (text-sound) ve ses kolajı süreçlerini irdeleyen denemelerin temelinde gürültünün (hiç de formel olmayan) yapısını ele almak, insanın akustik manzarasında aklın gürültü olarak kategorilediği öteki sesleri geri plana itmeden eşit bir-aradalıklarla öğrenmek çabası vardır.
Ses edilgen dinlemenin aksine seyyal ve eklemlenen (birbiriyle sonsuz çeşitli bağlantılar sağlayan) simgeleştirme süreçleri yaratır. Her halükarda ses, insanda konuşma eğilimini destekleyerek anlam üretimine erişim sağlayacaktır. Böylece, sessel (sonik) sembolik özne, daha kesin bir deneyim olarak algılanabilecektir.

Text-sound terimi de, temel tutarlılık aracı söz dizimleri veya anlambilimden (semantics) çok ses olan dili karakterize etmek ile uğraşır. Anlaşılabilir kelimeler tarafından türetilen/ yapılan sesler düz anlamlardan ayrı olarak kendi tutarlılıklarını yaratırlar. Bu dil geleneksel olarak şarkı söylemekten farklıdır. Burada çeşitli ses perdelerinden azade, adeta konuşan bir sesle okunur. Ses perdelerinin hiçbiri spesifik ve atanmış değildir. Metin-ses sanatı, tanınabilir sözcükler veya fonetik parçalar da içerebilir, ancak ne zaman ki tonal perdeler çalışmaya dahil edilir veya ezgilerle sesini yayan bir müzik aleti araya eklenir veya kelimeler evvelden icra edilen bir melodiye – ritme uyarlanır, işte o zaman sonuç müzik olacaktır.

Aslında metin-ses sanatı (Text-sound art), ilk anda dil üzerine spekülasyonlar gibi gözükse de, sesli ifade ve iletişim hakkında ciddi düşünümleri somutlaştırır; dil için bir ikame değil, sözlü güçlerimizin bir ifadesini temsil eder. Dilin veya sözel seslerin sahip olamayacakları, şiirsel olarak anlamalar veya rezonanslar ile yüklü, melodik olmayan işitsel yapılar meydana çıkar.

Nihai bir sonuca ulaşmayan, eksik, kesik, ilk anda sorunlu olarak algılanan ses kolajı da süre zarfındaki kaosu, gürültüyü, birbiri içine geçişi yaratmak ve deneyimlemek adına dilden öte sese, ve akustiğe yönelir.

Eylemek süreçtir. Odak eylemeye döndükçe sonuç ertelenir, önemini yitirir, eylemde bulundukça, bedenin, maddenin, doğanın atonal sesleri dünyanın devam etmesini sağlayan hayati gürültülerin kendisini yaratmaya ve sürdürmeye devam edecektir.

Arek Qadrra


Kaynakçalar

1 – Yüzyılımızda biyosferin insanlar tarafından geri dönüşü zor olacak şekilde tahrip edilmesi ve küresel iklim sorunu başta olmaz üzere dünyadaki mevcut yaşam koşullarında ciddi problemlere yol açılması: ‘insanla ilgili olan’ şeklinde kısaca özetleyebiliriz.

2 – https://academictimes.com/our-attention-can-shift-our-ability-to-process-sounds-starting-in-the-brain-stem/ (erişim tarihi: 11.07.2021)

3 – Bailey’in ele aldığı bağlamı biraz daha kendime soruyorum.
Bailey, Thomas Bey William. Microbionic: Radical Electronic Music & Sound Art in the
21st Century . Belsona Books Ltd., 2012

4 – Yoldaş türler, içinde tarihlerin maddeleştiği, yani maddi, anlamlı, süreçsel, belirmiş ve kurucu olduğu, ilişkisel bir ontolojinin figürleridir.
Siborglardan Yoldaş Türlere: Teknobilimde Akrabalığı Yeniden Şekillendirmek’ten s. 242-246
.

5 – Epistemolojik düzeyde, konumlanmış bilgi kavramı, feminist amaçlar için hem ektisiz hem de zararlı olarak nesnellik-görececilik ikiliğinin dışında düşünme çabasıdır. Tarafsızlık olarak anlaşılan nesnellik yukarıdan, hiçbir yerden bakışı temsil eder. Tarafsız ve her şeyi kucaklayan kisvesi altında beyaz, heteroseksüel batılı erkek figürü vardır. Kendi ‘hiçbir yerde’ olan konumunu evrensel kılar. Diğer tüm konumları geçersiz ve öznel kılar. Öznelliği, sesi ve mevcudiyeti reddeder. Görecilik, hepsinin eşit olduğu farklı görüşlerin vizyonunu teşvik ederek herhangi bir nesnellik iddiasını reddeder. Sonuç olarak, tüm bakış açıları eşit olarak inşa edilmiş halde düşünülür ve tam nesnellik iddiaları yok edilir.
Haraway, Donna. (1988). éSituated Knowledges: The Science Question in Feminism and the Privilege of Partial Perspective.” Feminist Studies 14, 3:575-599

6 – noun A word considered only as a sequence of sounds or letters rather than as a unit of meaning.
adjective Capable of being voiced or spoken
(from The American Heritage® Dictionary of the English Language, 5th Edition).